ZAMANDA YOLCULUK (ZÜLKARNEYN)
Bir çok insanın hayallerini süsleyen, bilim insanlarını ve bazı araştırmacı yazarları kimi zaman ciddi tartışmalara iten bu konuyu sizlere Din, Bilim ve bazı Mitolojik anlatımlardan faydalanarak; en azından bazı yönlerini açıklığa kavuşturmak niyetindeyim.
Hz. Hızır
Ortadoğu coğrafyasında ''Hızır'' olarak bilinen tarihin farklı dönemlerinde görünüp kaybolduğu hakkında çeşitli hikayeler anlatılan bu kişi, Kuranı Kerim' in Kehf suresinde geçen Allah'ın; katımızdan ilim verdiğimiz kişi olarak bahsettiği, Hz. Musa peygamberin beraber yolculuk yaptığı ve Hz. Musa' dan daha bilge olduğu bildirilen gizemli bir şahıs ile özdeşleştirilir. Ancak Kuranı Kerimde Hızır isimli bir kişiden bahsedilmez. Konuyu daha iyi kavramak adına Hz. Musa ve bilge kişinin yolculuğuna geçmeden önce ''Hızır'' kelimesinin anlamına ve bu kavramın Batı literatüründe nasıl geçtiğine bakalım.
''Hızır'' Arapça ''Yeşil'' demektir. Ortadoğu coğrafyasında Hızır olarak bilinen kişinin İngiltere, Sussex' te Steyning kasabasındaki bir postane binasında kabartma bir resminin olduğunu biliyor muydunuz? Ayrıca 1200'lü yıllarda inşa edilen Battle Manastırının girişinde ve ülkedeki birçok kilisede tasvirleri bulunduğu bazı Araştırmacı yazarlarca bilinmektedir. Ancak batıda Hızır kelimesinin İngilizce karşılığı olan ''Green Man'' (Yeşil Adam) olarak bilinir. Dünyanın farklı coğrafyalarında, farklı tarihlerinde; Hızır, The Green Man, Kral Arthur, Robin Hood, Hern The Hunter, Cernunnos gibi bir çok ismi bulunan bu gizemli kişiden bir çok kültür ve efsanelerde bahsedilir. Çok önemli bir Araştırmacı Yazarımız olan Hamza Yardımcıoğlu 'Kök' kitabında Londra' da bulunan ve dünyanın en önemli finans merkezlerinden biri olan ''City of London'' bölgesindeki Guidhall Komite Salonu gibi kamusal alanlarda ve daha bir çok yerde ''Hızır'' tasvirleri bulunduğundan bahsediyor. Bir çok kültürü ve inanışı etkileyen ve efsaneleşen hatta Hz. Musa peygamberin bile onunla bir yolculuğa çıkmak istediği bu gizemli kişi kimdir? Peki Kuranı Kerim bu gizemli kişi hakkında neler anlatıyor?
 |
| Steyning Postanesindeki Hızır Kabartması |
Kehf Suresi
Kuranı Kerim' in bizlere çok acayip gelen olaylardan bahseden 3 bölümden oluşan Kehf Suresi; ismini, surenin ilk bölümü olan Ashab-ı Kehf kıssasından alır. Hristiyanlıkta 'Yedi Uyurlar' olarak bilinir. Kıssa da bahsedilen bir grup gencin zalim bir kavimden kaçarak bir mağara ya sığındığını, sığındıkları mağarada 'fecve' denilen şeylerin içine girerek 300 yıl boyunca hiç yaşlanmadan kaldıklarından bahseder. Hatta bu gençler uyandırıldığında birbirlerine kaç gün kaldıklarını sorar ve birbirlerine 1 gün ve ya 1 günden daha az derler. Ayetlerin devamına baktığımızda sanki gençler uyandığında aslında orada uyanık bulunan ve olayların farkında olan, onlara yardımcı olan ve yol gösteren bir şahsın varlığı fark ediliyor. Bu yol gösteren kişi onlara diyor ki;''Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin.'' "Çünkü onlar sizi ele geçirirlerse ya taşlayarak öldürürler, yahut kendi dinlerine döndürürler. O zaman da bir daha asla kurtuluşa eremezsiniz." (Kehf 19-20) Şimdi geldik zurnanın zırt dediği yere ve makaleyi yazmamın en büyük sebeplerinden biri olan ayette gümüş para olarak çeviri yapılan bölüme. Ayette 'GÜMÜŞ' olarak çevrilen kelime orjinal ayetin kendisinde 'VARAK' kelimesidir. Arapçada gümüş 'FIDDA' olarak geçer. Fıdda bir çok yerde kullanılır ve 'GÜMÜŞ' olarak çevirisi yapılır. 'VARAK' kelimesi ise 'KAĞIT' demektir. Öyleyse işin seyri bu noktada başka bir hal almaktadır. Kağıt paranın yaygın hale gelmesi ve tarih olarak günümüze uzaklığı araştırılması ve üzerinde durulması gereken başka bir konudur.
 |
Ashab-ı Kehf Tasvir
|
Kehf suresinin ilk bölümünde Ashab-ı Kehf kıssasında resmen bize zamanda yapılan bir yolculuktan ve bu yolculuk esnasında bu gençlerin yanında bulunan, onlara yol gösteren gizemli bir kişiden bahseder. İkinci bölümde ise, Hz. Musa ve Hızır olarak özdeşleştirilen gizemli kişinin beraber yaptığı yolculuğu anlatır. Bu yolculukta gizemli kişi Hz. Musa' ya kendisiyle yapacağı yolculuğa sabır gösteremeyeceğini ve ona verilen bir ilim sayesinde yaptığı eylemlerin iç yüzünü kavrayamayacağını söyler. Hz. Musa ise ona, ''İnşallah sabır gösterip hiç bir işinde sana karşı gelmeyeceğim'' der. Gizemli kişi kendisini sorgulamaması şartıyla Hz. Musa ile yolculuğa koyulur. Nihayet bir gemiye bindiklerinde gizemli kişi gemiyi deler. Hz. Musa verdiği sözü unutup ona; 'Sen gemiyi delerek içindekileri boğmaya mı çalıştın? Doğrusu şaşırtıcı bir iş yaptın.' der. Adam ona 'sabredemeyeceğini söylemiştim' der. Hz. Musa verdiği sözü unuttuğu için özür diler ve beraber yaptıkları yolculukta kendisine güçlük çıkarmamasını ister. Tekrar yola koyulurlar. Adam bu defa bir erkek çocuğu ile karşılaşır ve hemen öldürür. Hz. Musa yine dayanamayıp haksız yere bir cana kıydığını söyler. Adam ona yine 'Sana benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?' der. Hz. Musa ona 'Eğer bir daha sabır gösteremeyip seni sorgularsam artık benimle arkadaşlık etme' der. Yolculuğun devamında bir şehir halkı ile karşılaşırlar ve onlardan yiyecek talep ederler. Fakat bu şehir halkı onları konuk etmek istemezler. Derken adam bu şehirde yıkılmak üzere olan bir duvarı tamir eder. Hz. Musa yine sabır gösteremeyip ona 'İsteseydin bu yaptığın için onlardan bir ücret alırdın' der. Adam 'İşte bu birbirimizden ayrılmamız demektir.' 'Şimdi sana sabır gösteremediğin şeylerin içyüzünü anlatacağım' der.
"O gemi, denizde çalışan bir takım yoksul kimselere ait idi. Onu yaralamak istedim, çünkü onların ilerisinde, her gemiyi zorla ele geçiren bir kral vardı. Çocuğa gelince, anası babası mü'min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk. Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik. Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur." (Kehf 79-80-81-82) Kehf suresinde, ikinci bölümde Hz. Musa ve Gizemli adamın beraberliğindeki bu yolculuktan anladığımız kadarı ile kendisine verilen bir ilim sayesinde geçmiş ve gelecek hakkında bilgisi bulunan, bu bilgilere göre hareket edip zamanın akışına etki eden bazı olaylara, kötü bir gidişatı önlemek amacı ile müdahalelerde bulunarak geleceğin akışını değiştiren gizemli bir kişinin varlığına dikkat çekiyor.
Kehf suresinin üçüncü bölümünde ise, ''Zülkarneyn'' isimli bir şahıstan ve bu şahsın zaman içinde geleceğe/geçmişe yaptığı yolculuklar ve zamanda yaptığı müdahaleler anlatılır. Kehf suresi onun yapabileceklerini 'Külli Şey' yani 'Her Şey' olarak tanımlar. Elbette 'Teknoloji' de bu tanıma dahildir. Aslında 'Zülkarneyn' bir isim değil tamlamadır. Arapça' da ZÜL (Sahibi), Karn (Boynuz, Çağ/Devir), Eyn (iki) anlamındadır. 'Eyn' yani 'iki' Arapça' da çoğul anlamında kullanılır. Kehf suresinin ilk iki bölümünde zamanda yolculuk ve bu yolla yapılabilecek şeylerden bahsetmişti. Üçüncü bölümde ise bu sistemin kim ve ya ne tarafından yönetildiğine dikkat çekiyor. Bu açıdan bakıldığında 'eyn' iki (çoğulluk) anlamında olduğunu belirtmiştik; 'Zülkarneyn' kelimesinin anlamı 'Bütün zamanların sahibi' anlamına geliyor olabilir. Elbette bu Allah'ın ona verdiği bir kudret. Zülkarneyn ona verilen kudret sayesinde zamanda yolculuklar yapar. Kehf suresi Yaptığı yolculuklardan birinde; güneşin battığı yere gittiğini ve güneşi kara balçıklı bir deliğe battığını gördüğünden bahseder. Güneş nasıl oluyor da bir deliğe batabiliyor? eğer geniş düşünmez isek anlatılan olay bize saçma görünebilir. Ancak Zülkarneyn' in geleceğe yaptığı bu yolculukta aslında; güneşin bir kara delik tarafından yutulduğunu gördüğüne atıfta bulunuyor olması yüksek bir ihtimal. Hatta Zülkarney' in orada kâfir bir kavimle karşılaştığı bu kavme azap verme ve ya iyilikte bulunma yetkisi bile vardır. Surenin kendisinin de bahsettiği gibi 'Acebe' yani insanlar tarafından 'Acayip' olarak karşılanan bu olayları açıklamak gerçekten güçtür. Ancak Hz. Muhammed peygamber bu surenin ancak 'Ahir Zaman' da anlaşılabileceğini söylediği hadislerde mevcuttur. Yani bir bakıma Teknolojinin gelişmesi ve bilimsel veriler ışığında düşünüldüğünde anlaşılacağı söz konusudur.
 |
|
Hızır olarak bahsedilen kişi aslında Zülkarneyn midir? Yoksa Hızır misyonu Zülkarneyn' e mi aittir? Ya da Zülkarneyn bi sistem olabilir mi? Eğer Zülkarneyn bir sistem ise Hızır bu sistemin misyonunu üstlenen kişilere verilen isim olabilir mi? Ya da Hızır, The Green Man, Kral Arthur, Robin Hood, Hern The Hunter, Cernunnos isimleriyle anılan bambaşka tarihlerde, kültürlerde ve efsanelerde bahsedilen aynı misyonu üstlenen bu kişi aslında 'ZÜLKARNEYN' olabilir.
Sana Zülkarneyn' i Soruyorlar
Bazı Araştırmacı Yazarların anlatımına göre Hz. Muhammed peygamber, peygamberliğini iddia ettiğinde, dönemin Yahudileri ona inanmazlar ve içlerinden önde gelenleri peygamberliğini test etmek amacı ile hiç bilinmeyen çok gizli bir konu hakkında soru sorarlar. Sorulan sorunun Tevrat' ta bahsedilen 'Melkısedek' bölümünden olduğu tahmin edilmektedir. Çünkü 'Melkısedek' 'Hızır' ve ya 'Zülkarneyn' ile aynı konulardan bahseder. Soru üzerine aradan belli bir müddet geçer ve Yahudiler onun gerçek peygamber olmadığı konusunda karara varacaklar iken; Zülkarneyn hakkında ayet gelir. (Ey Muhammed!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: "Size ondan bir anı okuyacağım." (Kehf 83) diyerek başlayan ayetin devamında bizlere yukarıda bazılarını bahsettiğim Zülkarneyn kıssaları anlatılır.
Bilimsel Açıdan ZAMANDA YOLCULUK
Zamanda Yolculuk kavramını anlayabilmek için öncelikle zamanın hız/hızlanma (özel görelilik) karşısında nasıl davrandığını anlamak gerekir. Daha önce ise hız konusunu açıklığa kavuşturmak gerekir. Böylece Zamanda Yolculuk gibi soyut bir kavramı zihnimizde somutlaştırarak anlaşılır bir hale getirebiliriz.
Zaman ile ilgili keşiflerin en önemlisi olarak kabul edilen Albert Einstein' ın teorik olarak açıkladığı ve ilerleyen yıllarda deneyler ile kanıtlanan, zamanın kütle çekimine (Genel Görelilik) ve kazanılan hıza (Özel Görelilik) göre farklılıklar gösterdiğidir. Biz burada özel göreliliğe odaklanacağız. Işığın hızı saniyede 300 bin (1 saniyede 300 bin km. mesafe gidebilmek) km.'dir. Kütlesi olan hiçbir şey bu hızın üstüne çıkamaz. Çünkü bir cisim hız kazandıkça kütle yoğunluğu artar. Peki ya ışık saniye de 300 bin km. hıza nasıl ulaşabiliyor? Çünkü ışığın kütlesi yoktur. Işık hızı evrendeki mutlak hızdır. Öyleyse 300 bin km. hıza ulaşmak, evrenin mutlak hızına ulaşmak demektir. Bu durumda bu hıza ulaşan kişi ve ya nesne zamanın; yani aslında mekânın donması anlamına gelir. Dolayısıyla bilginin de evrene yayılma ve ya saçılma hızı ışık hızındadır. Peki ya bilginin evrene yayılma hızı ne demektir?
 |
| Albert Einstein |
Uzayda bilginin aktarımı ne demektir? Örneğin; Güneş 'in dünyaya uzaklığı 150 milyon km.'dir. Işığın dakikada aldığı yol ise 18 milyon kilometredir. Yani aradaki mesafe 8 dakikalık bir mesafedir. Bu aynı zamanda görüntünün (bilginin) de aktarımıdır. Yani aslında bizler güneşe her baktığımızda onun aslında 8 dakika önceki görüntüsünü görüyoruz. Bu durumda güneşten bakıldığında ise dünyanın 8 dakika önceki görüntüsünü görmüş olurdunuz. Uzayda her cisim ile aramızda belli bir mesafe vardır ve onlardan bize ulaşan görüntü ve ya bilgi, belli sürelerde ulaşır. Yakınımızda olan cisimler ve ya kişilerle bile aramızda belli bir mesafe vardır. Dolayısıyla bir arkadaşınıza ve ya bir cisme baktığınızda bile onun aslında saniyede milyonda 1 kadar geçmişine bakıyorsunuz demektir. Ancak kendi hızımız (özel görelilik) devreye girdiği anda zamanın akış hızı da değişmeye başlar. Işık hızına ne kadar yaklaşırsanız zaman sizin için o kadar yavaş akmaya başlar. Eğer ışık hızına ulaşırsanız işte o zaman her şeyin durduğunu ve bütün zaman/mekânın donduğunu görürdünüz. Zamanın izafiyeti teorisi 1971 yılında 'Sezyum Atom Saatleri' kullanılarak yapılan Hafele-Keating deneyi ile ispatlanmıştır. (İsteyen detaylarını araştırabilir)

Işık hızına ulaşıldığında zamanın ulaşan kişi için zaman/mekân'ın donduğunu anladık. Hatta zamanda geleceğe kayda değer bir yolculuk yapabilmek için ışık hızına yaklaşmanız bile yeterlidir. Peki ya aşılmış olsaydı? İşte o zaman geçmişe yolculuklar yapılabilirdi. Çünkü uzaya çıkıp güneş mesafesinden dünyaya baktığımızda bile 8 dakika öncesini gördüğümüzü biliyoruz. Mesafeyi uzattığımızı düşünelim. Varsayalım 30 yaşındasınız ışık hızını aşabilecek mevcut bir teknolojiye sahipsiniz. Işık hızını aşarak bir anda 20 ışık yılı mesafe bir gezegende belirdiniz. Orada teknoloji üstü bir teleskopunuz var ve teleskoptan dünyaya ve kendi yaşadığınız bölgeye odaklayarak baktınız. Eğer 20 ışık yılı mesafeden dünyaya bakıyor olsaydınız; Dünyanın 20 yıl önceki halini görürdünüz. Dolayısıyla 30 yaşında bu yolculuğu yaptığınıza göre kendinizin 10 yaşındaki çocukluğunu görürdünüz. Çünkü 30 yaşındaki birinin 20 yıl önceki anıları 20 ışık yılı mesafedeki o gezegene henüz yayılmıştır. Eğer o gezegenden tekrar ışık hızını aşarak bir anda dünyaya geri dönerseniz; kendi çocukluğunuz ile tanışır, el sıkışır ve hatta oyun bile oynayabilirsiniz. Burada anlattığım olay çok fantastik görünebilir ancak Uzay-Zaman sisteminin bu şekilde çalıştığını anlatmak açısından önemlidir. Burada yaptığımız Güneşin 8 dakika öncesine baktığımız gerçeğinden yola çıkarak mesafeyi daha da uzatıp ışık hızının aşılmasının sonucunda Uzay-Zaman sisteminin nasıl davrandığını anlamaktır.

Semavi dinler, Efsaneler ve Bilim bizlere 'Zamanda Yolculuk' kavramının yapılabileceği hakkında önemli bilgiler sunuyor. Öyleyse geçmişe ve ya geleceğe gidilebiliyorsa geçmiş ve gelecek hali hazırda duruyor demektir. Bu durumda her şey ve herkes kendi zamanlarında oradalar ve duruyorlar. Herkes yaşıyor demektir. Ancak biz kendi zamanımızda onlar ise kendi zamanları içinde sıkışmış halde oldukları için; ne biz onlara ne de onlar bize ulaşabiliyor. Onlar için biz daha doğmadık. Bizler için onlar ölü. Gelecekteki insanlar ise bizim için henüz doğmadılar. Bu kural kendi zamanlarında sıkışmış toplumlar için geçerli bir kuraldır. Ancak zamanı aşan bir medeniyet için geçmiş ve gelecek diye bir şey yoktur. O medeniyet için zaman ancak bir koordinat noktasıdır. Zaman onlar için 0 noktasındadır ve akmaz. Bu durum bir medeniyetin eşik sınırını aşması demektir. Tıpkı elektriğin keşfedilmesi gibi. Kadere müdahale edebilmesi ve başka mecralara akıtılabilmesidir. Örneğin geçmişe yolculuk yaparak kendi dedenizi öldürdünüz. Kendi dedenizi öldürdü iseniz sizin dünyaya gelmeniz mümkün değildir. Öyleyse dedenizi öldüren kişi kimdir? Burada büyükbaba paradoksu denilen bir paradoks meydana gelir. Burada birbirini reddeden iki farklı gerçeklik yaşanmaya başlar ve paralel evrenler konusuna dahildir. İki farklı gerçeklik yaşanabiliyor ise bir çok farklı gerçeklik yaşanması da mümkündür. Bu konuya derinlemesine girmek ve akılları karıştırmak istemiyorum. Aslında kadere müdahale olayı dine ters gibi gözükse de bu kader yine Yaratıcının bilgisi dahilindedir. Belki bir daha ki yazım bunun hakkında olabilir.
Umarım okuyucu için açıklayıcı olmuştur. Sıkılmadan sabır göstererek sonuna kadar okuyan herkese çok teşekkür ederim. Sevgiler...
Yorumlar
Yorum Gönder