KÖLELER VE SAHİPLERİ
Okumadığı kitaplara inanan toplumlar, ruhbanlar tarafından köleleştirilmeye
mahkûmdur. O kitaplar insanları özgürleştirmeye yönelik olsa da.
(Hamza
Yardımcıoğlu)
Din ve Kölelik
Dünyamız tarih boyunca aklımızın almadığı, nedenini
tam olarak kavrayamadığımız savaşlara sahne olmuştur. Bu anlamsız olarak
görünen savaşların nedeni çok karmaşık görünebilir. Ancak temelde çok basit bir
sebep vardır. Bu sebep insanoğlunun doğasında var olan hükmetme ve yönetme
arzusudur. Hep daha fazlasına sahip olma; daha fazla bilgi, makam, toprak,
kadın vs. Bu yönetme ve hükmetme arzusu Tanrıdan gelir. Tanrı insanı yaratırken
kendisinden ruh üflediğini belirtir. Böylece İnsan denilen varlık bir çeşit Micro-Tanrı
olur. Ancak bu noktada her insan yönetmek ve hükmetmek isteyeceğinden
yeryüzünde bir kaos hüküm sürmeye başlar. Bu sebeple gücü elinde bulunduranlar;
Devletler milletlere, şirketler çalışanlara ve en basit tanımı ile güçlüler
güçsüzlere hükmetmeye başlar. Hükmeden kişiler artık güçsüzlerin sahipleri
olurken, hükmedilenler onların kölesi durumundadır. Tarih boyunca krallar,
ruhban sınıflarını satın almış kendilerini ruhban sınıfına kutsatarak yönetime
ortak etmiştir. Yani arada karşılıklı kazanç vardır. Din adı altında halklarına
zulmeden ve haklarını gasp eden bu krallar, açlıktan ağzı kokan ve
zülmedilen halkları tarafından alkışlanmış ve el üstünde tutulmaya devam
etmiştir. Çünkü kralları ruhban sınıfı tarafından kutsanmış ve Tanrı tarafından
seçildiğine inandırılmıştır. Böylece Tanrı her dönem peygamberlerini göndermiş
ve sisteme müdahale de bulunmuştur. Peygamberler kölelik sistemini bozmaya ve
gerçek kralın Tanrının kendisi olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Şaşırtıcı
gelebilir ancak bu öylesine söylenmiş bir söz değildir. Peygamberler özellikle
yalnızca Tanrı'nın kral olabileceği mesajını insanlara iletmeye gelmiştir.
Aslında Yahudi ve Hristiyanlar bu fikre aşinadır. Peygamberlerin yeni bir din
getirdiğine inanılsa da aslında onlar dinleri ortadan kaldırmaya gelmiş;
gerçeği ve doğruyu insanlara aktarmaya çalışmıştır. Çünkü gücü elinde bulunduran ruhban sınıfı Kuran' da Kâfirûn suresinin de atıfta bulunduğu yalancılardır. 'Kâfir' dinsizlere değil, aksine kendi uydurdukları dinlere, kurdukları düzene tapan dindar kimselere denir. ''Sizin dininiz size, benim dinim banadır.'' (Kâfirûn 6) Yazıktır ki köleler
bir şekilde kendilerini yöneten kralları, ruhban sınıfı ve bunların hirerarşik
türevleri tarafından manipüle edilmiş ve kendilerini kölelikten kurtarmaya çalışan
peygamberlerini taşlamış ve öldürmeye kalkışmışlardır. Araştırmacı yazar Hamza
Yardımcıoğlu'nun 'Köleler ve Efendiler' kitabında
hiyerarşik düzeni sembolik olarak anlatan çok özel bir tarihsel kıssa bulunur.
Kıssa da Hz. İbrahim peygamber küçük bir çocukken annesine sorar: Benim rabbim kim? Ve
annesi “benim” diye cevap verir. Küçük İbrahim yine sorar: Senin rabbin kim?
Annesi “baban” der. “Peki babamın rabbi kim?” “Nemrud”15 der annesi. İbrahim,
“Nemrud’un rabbi kim?” diye sorunca, annesi korkar ve “sus!” der. Sonra kadın
kocasına, olanları anlatıp “Gördün mü? Halkın dinini değiştireceği söylenen
çocuk, işte, senin oğlundur!” der.
 |
|
Aslında Allah'ın 99 sıfatından biri 'El Melik' tir. Kuran
da 'Malik'ül Mülk' tanımı ona aittir. Mülk ve Melik aynı kökten
gelir. Mülk devlet demektir. Melik yöneten anlamındadır. 'Malik'ül Mülk' ise
'Devletin sahibi' (Devletin Yöneticisi) anlamında bir nitelemedir. Kuran' da
Allah'ın hükmetmede hiçbir ortağı olamayacağı bildirilir. Eski Ahit' te
İbranilerin kralı (Eski yahudilere verilen isim) Hz. Süleyman'ın bile krallık yaparak Allah'a ortak koşmak
zorunda kaldığı için Allah'tan af dilediği ve kendisinden sonra kimseye böyle
bir hükümdarlık vermemesi için Allah'a yalvardığı anlatılır. Kuran' da ise Hz
Süleyman peygamberin af dileyişi Süleyman,“Rabbim! Bana verdiğin mülkten
(devlet başkanlığından) dolayı beni affet ve benden sonra kimseye verme.
Şüphesiz ki sen affedicisin. (Sad 35) şeklinde anlatılır. Hz.
Süleyman kral olmuştur çünkü insanlar Tanrı'nın yerine bir insanın başlarında
kral olması konusunda ısrarcıdırlar. Hz. Süleyman kral olmadığı takdirde daha
niteliksiz kişiler başlarına geçecek ve onlara zulmedecektir. Hz. Süleyman ise
bu duruma göz yumamaz ve kral olmak zorunda kalır. Eski Ahit'in 1. Samuel
kitabında bu duruma örnek teşkil eden; bir zamanlar Tanrı'nın Kral olduğu
bir hikaye anlatılır. Aslında bu hikaye bir nevi Tanrı' dan başkasını 'Melik' (Yönetici) edinen bir toplumun Tanrı tarafından terkedilişini anlatır.
Tanrıdan Kopuş
Eski Ahit' in 1. Samuel
kitabında Samuel peygamber ve 'Hakimler Dönemi' olarak adlandırılan bir hikaye
vardır. Hikayede İsrailoğullarının mısırdan çıkarak firavunun köleliğinden
kurtuluşunun ardından uzun yıllar boyu başlarında bir kralları olmadan yaşarlar.
Kralları olmamasına rağmen bir yönetim şekli vardır. 'Hakimler Dönemi' olarak geçen bu dönemde
hükmeden bir kral yerine aralarında Samuel peygamberinde olduğu hakimler
adaletli bir şekilde hizmet veriyordu. Ancak bir süre sonra İsrailoğulları
Samuel peygambere hakimlerin rüşvet alarak hukuksuz işlere bulaştığını ve
Samuel peygambere yaşlı olması sebebi ile artık onları denetleyemiyor oluşundan
şikayet ederler. Böylece sistemde bazı problemler yaşanır.
İsrailoğulları problemleri ortadan kaldıracak bir yöntem bulmak yerine sistemin
kendisini değiştirme kararı alırlar. Başlarında oturan, Taht'ı (Kral Koltuğu) olan
ve görebilecekleri bir İnsan Kralı isterler. Aslında bu teklifi Samuel
peygamberden önce Gideon peygambere yaparlar. Gideon peygamber aynı zamanda bir
hakim ve israiloğullarını düşmanlardan kurtaran bir komutandır. Gideon kendisine
edilen Krallık teklifine şöyle cevap verir; 'Ben size kral olmam, oğlumda olmayacak. Tanrı sizin
kralınız olsun.' Uzun yıllar sonra aynı teklif ile Samuel peygambere geldiklerinde Samuel
peygambere; Tanrı ya kendilerine bir kral ataması için dua etmesini isterler.
Samuel peygamber teklif karşısında öfke ve üzüntü ile arzuladıkları şeyin çok
yanlış olduğunu onlara anlatmaya çalışır. Ancak isriloğulları peygamberlerinin uyarılarını
umursamazlar. Kararlı ve ısrarcıdırlar. İstekleri üzerine peygamberleri Samuel
Tanrı ya dua eder. Tanrı cevap verir; 'Kralları olarak beni inkar ettiler.' Daha sonra Samuel
peygamber kavmini toplar ve israiloğullarına söyle der; 'İsrail' in Tanrısı Rab diyor
ki 'İsrail'i Mısır'dan çıkardım ve Mısırlıların elinden sizi azat ettim. Fakat
siz, sizi bütün bela ve sıkıntılarınızdan kurtaran Tanrınızı reddedip ona 'bize
kral ver' dediniz.' Böylece Tanrı, peygamberi Samuel'e Saul adında genç bir adamı kral
olarak bildirir. ('Saul' Kuranda bakara suresinde ki Allahın hükümdar olarak
seçtiği 'Talut' ile aynı kişidir.) Çoğunluk onun kral oluşunu sevinçle
karşılarken dönemin önde gelenleri durumdan hoşnut değildir. Kuran da Saul'ün
yani Talut'un kral oluşunu şöyle anlatır; “Peygamberleri onlara, "Allah size Tâlût'u kral
kıldı" dedi. Onlar, "O bizim üzerimize nasıl kral olabilir? Biz
krallığa ondan daha layığız. Ona zenginlik de verilmemiştir" dediler.
Peygamberleri şöyle dedi: "Şüphesiz Allah onu sizin üzerinize seçti, onun
bilgisini ve cüssesini artırdı." Allah, devletini dilediğine verir. Allah
lütfu geniş olandır, her şeyi bilendir.” (Bakara 247) Daha sonra Saul (Talut) onları
köleleştirmek isteyen Golyat (Calut) ve ordularına karşı savaşır ve kazanırlar.
Hz Davut peygamber de bu savaşta yer alır ve Golyat'ı öldürür. Golyat'ı öldüren
Hz. Davut peygamber halkın gözünde artık bir kahraman olarak anılır ve Saul'ün
yerine onun kral olacağı öngörülmektedir. Saul ise krallığını kimseye
kaptırmak niyetinde değildir. Gücü elinde tutma arzusu onu giderek zehirler ve
Hz Davut peygamberi krallığına bir tehdit olarak görmeye başlar. Ona
verilen güç onu zehirlemiş ve artık zalim bir diktatöre dönüşmüştür. Hz.
Davut'a defalarca suikast düzenlemiş ancak onu öldürmeyi başaramamıştır. Saul
bir gün ölür ve oğlu İşboşet kral olur. İşboşet kral olur olmaz diktatörlüğe
başlar. Hala uslanmayan ve Tanrının sözlerini ciddiye almayan İsrailoğulları
ise Hz. Davut peygamberi, kendilerinin kralı olarak görmeyi bekler... Hz. Davut peygamber kral olmak zorunda kalır. Aradan
belli bir müddet geçer daha sonra oğlu Hz. Süleyman peygamber Kral olmak zorunda kalır. Onun ölümünden
sonra ise ibraniler (eski yahudilere verilen isim) bölünür; adaletten yoksun
ve ezilmiş köleler olarak bir daha iflah olmazlar.
Eski Ahit de anlatılan Kuran-ı Kerim kitabında da desteklenen bu hikaye bizlere; net olarak Tanrı' dan başkasının kral olamayacağını ve Tanrı' dan başkasını melik (Kral) edinen toplumların köleleştirilmiş ve ezilmiş kimselerden olan bir güruha dönüşmekten kurtulamayacağı anlatılır.
Kuranı Kerim'in bazı ayetlerinde Hükümdarlık kavramının (Kral, Melik) yalnızca Allah'a ait olduğu bildirilir. İşte o ayetlerden bazıları;
“…Mülk (Devlet) yalnızca O'nundur. Allah'ı bırakıp da
kendisine yalvardıklarınız, bir çekirdek zarına bile
melik (Hükümdar) olamazlar.” (Fatır Suresi, 13)
“…Allah sizin rabbinizdir. (Efendinizdir.) Mülk (Devlet) yalnız onundur.
Ondan başka hiçbir ilah (Efendi, Sahip) yoktur. O halde nasıl
oluyor da döndürülüyorsunuz?” (Zümer Suresi 6)
“O, göklerin ve yeryüzünün mülkü (Krallığı) kendisine ait
olandır. Çocuk edinmemiştir. Mülkünde hiçbir
ortağı da yoktur…” (Furkan Suresi, 2)
Kuranda Furkan suresi 2. ayetteki gibi; gökleri ve yeryüzü krallığını özellikle ayrı tutan yeryüzünde de Allah'ın kendisinin hükümranlığına dikkat çeken ayetler ve vaatler vardır. Allah Kuranı Kerimde insanlara yeryüzünde de kendisinden başkasının Melik edinilmediği ve özgür oldukları bir düzeni insanlara öğütler.
Modern Köleler
(Küresel Finans Elitleri)
'Modern Kölelik' kavramı oldukça bayağılaşmış, eskimiş ve yıpranmış bir kavram olarak görünebilir. Ancak tarihten günümüze süre gelen kölelik sisteminin, günümüzde ki tanımı daha net anlatılamazdı. Bu kavram derinlemesine incelendiğinde köleliğin günümüzde kronik bir hastalığa dönüştüğüne vurgu yapar.
1789 Fransız ihtilali ile tetiklenen ve insanları köleleştiren krallık sisteminin ilerleyen yıllarda dünyada son bulmasından sonra kölelik sistemi maskelenerek 'Demokrasi' adı altında yeni bir tanım getirildi. Artık insanlar kendi efendilerini kendileri seçebiliyorlar ve özgür olduklarını düşünüyorlardı. Böylece efendiler daha istekli ve verimli çalışan kölelere sahiplerdi. Kölelerin efendilerini kendileri seçebiliyor oluşları gözlerini boyamış; kölelikleri adeta kronik bir hastalığa dönüşmüştü. Çünkü onlar artık köle olduklarının farkında bile değiller idi. Atalarımızdan bizlere aktarılan kronik kölelik hastalığı günümüzde kendini daha da şiddetli göstermektedir. Sahte vaatler ile aldatılan toplumların hayatının göbeğinde yer alan 'Para' kavramı bile günümüzde gerçek para değildir. Aslında en büyük yalanlar gözümüzün önünde gerçekleşir. 1971 yılına kadar 'para' altın ve gümüşe karşılık basılan bir sisteme dayalı idi. 1971 yılında ise küresel para sisteminin altın ve gümüşten bağı koparılarak 'Fiat Para' denilen bir sisteme geçilir. 'Fiat' latince izin vermek/olsun demektir. Trajikomik bir şekilde 'Para olsun' denir ve olur. Hiçbir değeri olmayan Türkçe de 'İtibari para' olarak geçen değersiz kağıt parçaları sihirli bir şekilde paraya dönüşmüştür. Altın ve gümüş karşılığı basılan paralar yerine; artık Amerikan hükümetinin iradi (keyfi) olarak bastığı yozlaşmış bir para sistemi hüküm sürmeye başlar. Bu durum bütün dünya piyasalarını etkiler ve para artık hükümetlerin iradesine dayalı kağıt parçalarına dönüşür. Zıvanadan çıkılmışçasına karşılıksız basılan paralar altın ve gümüş gibi gerçek paranın karşısında devasa bir değer kaybına uğrar. Çünkü bastığınız paralar karşısında altın ve gümüş basamazsınız. Böylece piyasalar yükselir ve para hacminiz artsa bile alım gücü bir o kadar düşmeye başlar. Yani cebinizdeki paranız türlü aldatmacalarla (kur dalgalanmaları, enflasyon vs.) giderek erimeye başlar ve efendileriniz yani 'Küresel Finans Elitleri' tarafından sihirli bir şekilde soyulursunuz. Cebinize depoladığınız özgürlüğünüz görünmez kanallardan efendilerin cebine akar. Yani aslında özgürlüğünüz başkalarının cebine depolanır. Böylece 'Küresel Finans Elitleri' sizin efendiniz, siz ise onların kölesi olursunuz. Örneğin; bir hırsız cebinizdeki parayı almaya kalkışsa idi kendinizi var gücünüzle savunurdunuz. Ancak böylelikle daha elit bir soygun gerçekleşir ve bu olurken farkına bile varamazsınız.
Kapitalizm (Kapital, Sermaye)
Kapitalist bir sistemde yaşıyoruz. Bu sistemde sermayeyi yani kapitali elinde bulunduran finans elitleri, (bankerler) işgücünü yani köleleri organize eder. Sizlerin işgücünü kullanarak varlıklarını katlar. Yani köleler çalışır, efendiler kazanır. Siz ise türlü aldatmacalarla sizden çalınan varlıklarınızı geri kazanmak umudu ile; en azından bir ev almak ve barınabilmek için yıllarca çalışır ve kısır bir döngü içinde kalırsınız. Ancak asla çalışmalarınızın karşılığını alamazsınız. Hatta belki de bütün ömrünüzü çalışarak tüketirsiniz. Oysa barınma hakkı bir insanın en doğal hakkıdır. Ancak bunun için bile emeğinizin karşılığını alamadığınız işlerde çalışmaya zorlanırsınız. Bütün bunlar olurken isyan bile edemezsiniz. Çünkü bütün gücü ellerine verdiğiniz siyasal efendileriniz tarafından asılsız vaatler ile kandırılmaya ve korkutulmaya devam edersiniz. İnsan zihnini köleleştiren kompleks bir sistem içinde kendinizi giderek çok küçük görür ve psikolojik olarak da çöküntüye uğrarsınız. Çevrenizdeki insanlara durumu anlatmaya ve onları uyandırmaya çalışırsınız. Ancak insanlar gerçekleri duymaktan her zaman kaçar onları uyandırmaya çalışanlar ise anarşist olarak adlandırılır. Yani sistemin kendisi, onları köleleştiren insanlar tarafından korunmaya devam eder.
 |
Küresel Finans Elitleri (Temsili) |
Kapitalist sisteme anti-tez (karşıt) olarak ortaya atılan bir başka kölelik sistemi de Komünizm'dir. Bu sistem de ise komün (kapalı toplum, yani üretim ve ya tüketim için bir araya toplanmış kişiler) üzerine kurgulanır. Bu toplumu organize eden efendiler ise 'Entelektüeller ve Bürokratik Elitler' dir. Geriye kalanlar ise üretim için fabrikalarda ve işçi kamplarında çalışan kölelerdir. Özel mülkiyet hakları bile yoktur.
Efendilerimize verdiğimiz yetkiler ne kadar artarsa köleliğin getirdiği baskıcı sistem de o kadar artar.
Ölüm Korkusu ve Dijital Kölelik
Sistemler ne olursa olsun, bütün yetkiyi ve gücü ellerine verdiğimiz krallar (devlet başkanları, küresel finans elitleri, entelektüeller vs.) her dönem insanları ezmiş ve adaletten yoksun kölelere dönüştürmüştür. Tarih bunu defalarca ispatlamış ve günümüzde de durum öylece devam etmektedir. Yakın gelecekte ise dijital bir çağa adım atmak üzereyiz. Küresel efendiler bugün ise devletleri hedef almıştır. Yıllar içinde devletlerin giderek işlevlerini ortadan kaldıracak teknolojiler geliştirilmektedir. Dijital çağın altyapısı olan 'Blockchein' (Kripto para, dijital banka, noter, dijital kimlik vs..) adı verilen bir sistem geliştirilerek, devletlerin insanlara sağladığı sözde imkânları çok daha kullanışlı bir şekilde sağlayacaktır. Böylece dijital çağın efendileri, 'Özgürlük' ve 'Teknolojik gelişim' mottoları altında insanları dijital bir sistemin etrafında toplayacak ve insanları Dijital sistemin köleleri olarak daha büyük bir tuzağın içine çekilebileceklerdir. Dijital enstrümanlara (Cep telefonu, Bilgisayar, TV vs.) bağımlı olan ve köleleşen insanlar ise kolaylıkla bu tuzağa çekilebilir durumdadır.
Dünyamız bugün küresel efendilerin, 'Yeni Dünya Düzeni' olarak adlandırdığı, bazı araştırmacı yazarların ise 'Dijital kölelik' ismini verdiği bir Distopya'ya doğru sürüklenmektedir. Üstelik bu olurken; Efendiler küresel medyayı kullanarak, korona virüs, aşı, enflasyon vs. gibi sisteme hizmet eden çeşitli medya oyunları ile insanların dikkatlerini dağıtmaktadırlar. 'Cambaza bak' yöntemi ile uyanmaları engellenmekte ve asılsız haberler ile korku bombardımanına tutulmaktadır. Böylece istedikleri 'Korku İmparatorluğu' oluşturulur. Bu durum insanlara ölümü göstererek, sıtma ya razı etmek demektir. Burada ölüm korkusu üzerinden köleleştirilen toplumlar söz konusudur. Ölüm korkusu ise ancak inançsız toplumlara dayatılabilir. İnançsız toplumların en büyük örneği 'Çin Halk Cumhuriyeti' dir. Nitekim Dijital köleliğin ilk adımları da orada atılmıştır.
Her dönem, efendiler tarafından çeşitli politikalar ve ideolojiler ortaya atılmış ve toplumlar giderek yozlaştırılmıştır. Bu politikaların özünde amaç Kuranı Kerim, Tevrat, Kitab-ı Mukaddes vs. gibi ilahi metinleri yozlaşmış göstererek insanların bu metinlere bakış açısını zedelemek ve gerçeği görmelerini engellemektir. Bu durumda bilim ön plana çıkarılır ve kutsanır. Bilim daha çok nicel (somut) kavramları inceler. Yani bir işin/oluşun niteliğini yani soyut değerleri (bir işin iyi ya da kötü oluşunu) değil niceliğini (somut, sayılabilen değerleri) inceler. Burada amaç ilahi metinlerden koparılmış iyi-kötü/güzel-çirkin ayrımı yapamayan ölümden sonra hayatın olduğuna inanmayan ve nitelik yerine niceliği ön plana çıkaran köleleştirilmiş toplumlar meydana getirmek hedeflenmektedir. Günümüz toplumu bu duruma örnek teşkil edercesine; okumayan okusa bile okuduğunu anlayamayan yalnızca sistemin sunduğu oyuncaklarla idare edilen bilgisiz ve inançsız fertlerden oluşur. Artık Tanrı' dan koparılmış, onları özgürleştirmek isteyen kitapları anlayamayan ve ölümden ödü kopan bir güruh yönetilmeye hazırdır. Böylece köleler rahatlıkla efendiler tarafından; sürü hayvanlar gibi ölüm korkusu ile güdülebilmektedir.
Efendiler şunu çok iyi biliyordu; İnsanların, hatta bütün canlıların yaşamında ki en temel güdü, 'Hayatta kalma güdüsü' idi. Böylece efendiler, itaatkâr bir toplumun şifrelerini, özünde basit fakat uygulanışı kompleks bir denklem ile kurgulamıştı. Onları korkut, hayatlarını tehdit et ve ardından onları sahiplen. Tıpkı Afrika avcılarının maske takarak filleri aç bırakıp; işkence yaparak ölüm korkusu ile gütmeleri gibi. Daha sonra gizlice maskeni çıkar; onları sev, doyur ve sahiplen. Bundan sonrası ise vefa borcu ile seve seve itaat eden ve köleleşen toplumlar...
Dünyada; köleleştirilmiş bütün toplumların, bir gün gerçeklerin farkına vararak sözde efendilerine karşı galip gelecekleri gün kaçınılmazdır. Sözde efendilerine karşı sayıca bir hayli üstün köle toplumlar arasında 'Tanrının Krallığı' (Allah'ın yeryüzünde ki krallığı) fikri giderek yayılacak ve bu fikir altında toplanacaklardır. Bunu hızlandırmak ise bizlerin elindedir.
SEVGİLER...
çok başarılı..
YanıtlaSil