KİMDİR BU TÜRKLER?
KİMDİR BU TÜRKLER?
Altay Yaratılış Destanı
''Kayra Han, Artık sen günahlı oldun dedi. Bana karşı geldin. Kötülük düşündün. Bundan sonra sana uyanlar, senin gibi kötülük düşünenler senin gibi kötü kişi olacak; bana uyanlar ise iyi ve pak kişiler olacak, güneş ve aydınlık yüzü görecek. Bundan sonra senin adın da Erlik olsun. Günahlarını benden saklayanlar senin adamın olsun, günahlarını senden saklayanlar benim adamım olsun...
Erlik' in canı sıkıldı. 'Hele bir gidip şu insanları göreyim' diyerek kalabalığın yanına vardı. Erlik, 'Kayra Han bunları nasıl yarattı acaba, bunlar ne yer, ne içerler' diye düşündü. İnsanlar ağacın yemişlerinden yemeğe başlamışlardı. Erlik baktı ki, insanlar ağacın yalnızca bir yanındaki yemişleri yiyorlar, öte yandakilere ellerini sürmüyorlar. İnsanlara bunun nedenini sordu. İnsanlar, şu yanıtı verdiler: Tanrı bize o yandaki yemişlerden yemeği yasakladı. Biz yalnızca Tanrı'nın bize izin verdiği, ağacın göndoğusundaki yemişlerden yiyoruz...
Erlik, insanlardan Doğanay denilen erkeğe yaklaştı. Ona 'Kayra Han' size yalan söylemiş. Asıl, yasakladığı yemişlerden yemeniz gerekir. Onlar daha tatlıdır. Bir deneyin; göreceksiniz' dedi... '
Bir Türk Mitolojisi olarak bilinen ''Altay Yaratılış Destanı'' metninde anlatılan yaratılış olayı günümüzde semavi dinlerde bize anlatılan yaratılış hikayesi ile temel olarak örtüşmektedir. Örneğin İslam dinine göre ''İblis'' karakteri Her şeyi yaratan Allah'a isyan etmiş ve Allah'ın yarattığı insana karşı düşmanlık etmiştir. Hatta Kuranı Kerim ayetlerinde anlatılan insanın cennetten çıkarılmasına sebep olan olay bile yer almaktadır. Bu durumda destana göre Erlik olarak adlandırılan kişi İslam dinine göre İblis konumunda yer alırken Kayra Han ise her şeyi yaratan (hâşa) Allah rolündedir.
Oğuz Kağan Destanı
Hangi tarihlerde yaşadığı tam olarak bilinmeyen Oğuz Kağan Türk Mitolojisinin önemli karakterlerinden biridir. Destanın M.Ö. 2. yüzyılda ortaya çıktığı tahmin edilmektedir.
Destanda anlatılan Oğuz Kağan' ın iki karısı vardır. Bu iki karısından biri dünyevî, diğeri ise gökseldir. İlk karısı gökyüzünden gelen bir ışık içinde yeryüzüne iner. Gökyüzünden gelen bu eşinden üç kız ve üç oğlan çocuğu olur. Gün Han, Ay Han ve Yıldız Han isimlerini verdiği bu çocukların soyuna Boz Oklar denir. İkinci karısı ise bir ağaç kovuğunda bulduğu topraktan bir insandır. Bu eşinden ise Gök Han, Dağ Han ve Deniz Han adında üç oğlu olmuştur. Bu çocukların oluşturduğu soyuna ise Uç Oklar denir. Türk Mitolojisinin önemli destanlarından Oğuz Kağan Destanına göre Türk boyları böyle oluşmuştur. Oğuz Kağan ise bu boyların atasıdır.
Oğuz Kağan Destanı olarak bilinen bu anlatımda Türklerin soyu yani kökü göklere dayandırılır.
''Kök Türük'' bugünkü bilinen adı ile ''Gök Türk'' Kağanlığı M.S. 552 - M.S. 744 yılları arasında Orta Asya' da hüküm sürmüştür. Onlar her şeyin kökeninin gökler olduğuna ve atalarının gökten geldiğine inanıyordu. ''Kök'' kelimesi ''Gök'' anlamına geliyordu ve günümüz Türkçesindeki ''Kök'' kelimesi ise her şeyin kökeni gökler olduğu için öz anlamını kazanmıştır.
Türeyiş Destanı
Türeyiş Destanı olarak bilinen bu Türk efsanesi Çin vakayinamelerinden (olayların günü gününe yazılı bulunduğu yapıt) Vey Kitabı ve Kuzey Hanedanlar Tarihi kitaplarında yer alan başka bir Türk yaratılış destanıdır.
Türeyiş Destanına göre eski Hun hükümdarlarından birinin çok güzel iki kızı varmış. Kızlar o kadar güzelmiş ki hükümdar kızlarının ancak Tanrılara layık olduğuna inanıyormuş. Bu yüzden insanlar kızlara yaklaşmasın diye ülkenin Kuzey' ine yüksek bir kule yaptırmış ve kızları kuleye bırakmış. Tanrılar kuleye gelip kızları alsın diye beklemişler. Sonra bir bozkurt kuleye gelip kızlarla çiftleşmiş. Bu kurt ''Börteçine'' ve ya ''Kök Börü'' olarak bilinir. ''Börü'' kelimesi ''kurt'' anlamına gelir. ''Börteçine'', ''bozkurt'' demektir. ''Kök Börü'' ise ''Gök Kurt'' anlamında bir nitelemedir. Kurdun dokuz çocuğundan Oğuz Türkleri, on çocuğundan Uygur Türkleri olur.
Destanda anlatılan hikayedeki kule göklere açılan bir kapı olarak düşünülür ise bize semavi dinlerde bahsedilen ''Tanrı Kapısı'' anlamında olan Babil kulesini anımsatmaktadır. ''Kurt'' sembolü ise aslında Sirius yani Kuranı Kerim de bahsedilen Şira yıldızını temsil eder. Kuranı Kerimde Necm (Yıldız) suresi 49. ayette şöyle der; Doğrusu Şi'ra yıldızının Rabbi de O'dur.
![]() |
| Sirius Bozkurt |
Türk Mitolojisi ve hikayelerinde özdeşleşen Kurt ile sembolize edilen ''Sirius'' takım yıldızı Türk kökenimizi göklere bağlar.
Bir yıldız düşünün... Antik Mısırdan Türk Efsanelerine, Kuran' dan Masonik inançlara ve hatta Hollywood filmlerine kadar pek çok yerde sirius konusu işlenmiş olsun...
Atatürk, Mayalar ve Mu Kıt' ası
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK' ün belkide en az bilinen yönü antik gizemlere, okültizme ve ezoterizme (derin ilimler) olan merakı idi. ATATÜRK kökenimiz hakkında daha derin bilgi sahibi olmak istiyordu. Bu konuda kararlı bir tavır sergileyerek 1930 tarihinde Türk Tarih Kurumu' nu kurdu. Çalışmalar sonucu zengin kaynaklara ulaşılsa da Türklerin nereden geldiği surusu yanıt bulamadı.
Derken emekli general Hasan Tahsin Mayatepek 1932 yılında Atatürk'ü ziyaret ederek Maya dili ve Türk dili arasındaki benzerlikleri anlatmaya başladı. Ayrıca MU kıt'ası araştırmacısı olarak tanınan bir İngiliz subayı olan James Churcward'ın kendisine Hindistanda bulduğu tabletlerden bahsettiğini anlattı. Durum itibari ile çok heyecanlanan Atatürk James Churcward ile görüşmek istedi ve aradan geçen 2 hafta sonra James Churcward Ankara Çankaya' da Atatürk ve Tahsin Mayatepek ile yemek yedi. Churcward, tabletleri nereden bulduğunu, 50 yılını bu araştırmaya adadığını, tabletlerde ki dilin Antik Mayalara dayandığını, M.Ö. 200.000 ila 70.000 yılları arasında Pasifik' te yer alan Avusturalya' dan biraz daha büyük 'MU' isminde bir kıtadan bahsedildiğini ve kıtada yaşayanların yüksek bir medeniyete ulaştıktan sonra sel ya da tufanla battığını düşünüldüğünü Atatürk' e anlattı. Görüşmeden sonra Atatürk 60 kişilik bir heyet kurarak 'MU' kıtası hakkındaki kitapların tercümesi emrini verdi.
Atatürk'ün çocukluk arkadaşı olan ve daha sonra yaverliğini yapan Salih Bozok hatıralarında şöyle anlatıyor;''Gazi, kitapların tercümesi yapılırken çok heyecanlıydı, günaşırı 'Tercümeler bitmedi mi? Heyet neden bu kadar yavaş çalışıyor?' diye hayıflanıyordu. Nihayet sonunda tercümeler bitti. KİTAP basılmadı daktilo edilerek Atatürk'e sunuldu. Gazi metinleri tekrar tekrar büyük bir dikkatle okudu, yaratılışı anlatan bölümle özel olarak ilgilenmişti. Mu kıtasının insanlığın ana vatanı olduğunu, nüfusun 64 milyona çıktığını yazan kısmın altını çizmişti. Mu'da geçen tanrı kavramıyla da yakından ilgilenmiş, yaratıcının insan aklıyla anlaşılamayacağının üzerinde durmuştu. Mu dili kökenli özel isim ve sıfatları öz Türkçe ile karşılaştırarak notlar alıyordu.''
Daha sonra Atatürk, Tahsin Mayatepek' i Meksika' ya gönderecek ve TBMM kayıtlarından da anlaşılacağı üzere Tahsin Mayatepek' e araştırma yapması için yüksek miktarda bütçe tahsis edilecekti. Tahsin Mayatepek' in esas görevi ise Türk dili ile Maya dili arasındaki benzerlikleri tespit etmek ve Maya tabletlerini araştırmak olacaktı. Tahsin Mayatepek'in araştırmalarında Maya , Aztek ve İnka uygarlıklarının kullandığı eşyaların, Türklerin kullandığı eşyalara ne kadar çok benzediği, hatta davul ve kalkanlarında kullandıkları ay ve yıldızın Türk bayrağındaki ay ve yıldızdan hiçbir farkı olmadığı açıkça kanıtlanıyordu. Ayrıca Tahsin Bey' in Atatürk'e 700 aşkın fotoğraf gönderdiği ve bu fotoğraflar halen Anıtkabir fotoğraf arşivinde yer almaktadır. Fotoğraflarda, tapınak ayinlerini yöneten kişilerin kürsülerinde, istisnasız şekilde dünyada sadece Türk mitolojisinde görülen ''Bozkurt'' figürünün bire bir aynısının kullanılması, Atatürk'ün üstünde durduğu bir diğer konudur.
Türklerin kökleri Maya Uygarlığına, oradan da 'MU' uygarlığına kadar dayanıyorsa Türk Tarihi eşittir İnsanlık Tarihi anlamına gelir. İnsanlık Tarihi ise Din Tarihi demektir...
Yapılan bir araştırmaya göre bir Maya tabletinde şöyle yazmaktadır; Koruyacak Tanrı Gökyüzünden Gelenlerin Çocuklarını
Neresinden tutarsak tutalım Türk Tarihi köklerinin çok eskilere dayandığı ve Göklerdeki Kadim bir medeniyetin çocukları olduğunu açıkça gözler önüne seriyor...
Konuyu daha fazla uzatmamak adına ''Özümüze dönmek'' kavramını etraflıca bir daha düşünmek vaktidir.
Sevgiler...







Yorumlar
Yorum Gönder